21 Ekim 2010 Perşembe

Ateş Böceği


ATEŞ BÖCEĞİ

~*~

1.

yâ kebikeç!
sıyrılır yalanın ve yılanın kavı kavi
er ya da geç!
su ve söz
bulur adresini

gül dikeniyle sınar, gelincik sabrıyla
bir dilsiz dilber ki, soylu
sözün bittiği yerlerde çıkagelir hep
ya da ah, yetmediği!

sustuğu kadardır bazen insan!

2.

bu acıyı yeni koydum sol yanıma
tadı yeni, dili yeni, eşki yeni
yenik bir gülün kapanışı içine kendi
kendine batan yürek dikeni

şair kalbi! tanrı sırçadan mı yarattı seni?
nasıl dünyayı ol sühan'dan
gülü suyun nârı, efsunu peri!

pan ülkesinin çocuğudur ki o
kalbi büyüktür avuçlarından
ne bilir ah, kan tüten hançeri

yanıldığı kadardır bazen insan

3.

soyun teninden! eğnin göğnüsün
âteş kim pervâne o, pervâne kim o âteş
aşk! senin en güzel yüzün

yandığı kadardır bazen insan

4.

geceydi...
karanlığa ateş etti bir el
bir ateş böceği
kan revan!
~*~
Perihan BAYKAL
Kıyı, Kasım Aralık 2009, Sayı: 211

16 Ekim 2010 Cumartesi

Kâf'i ; Hiç ; Hep


ÜÇ KISA ŞİİR

Kâf’i

“ben bu göğün kuşu değilim!” dedi
yaktı kendini Anka

o’ydu tuz
oyuldu içim
kere otuz!

su! su! su!
inledi çölüm

sana susadım
susadım sana
su

arasaydın
bulurdun beni
bir çiy tanesinde


Hiç

atlası şehriyârımın
ölüm ölüm
kanlıca zâlim
-o mahlas’ı kül!-

duldanda ne saklarsın
kendinden başka?


Hep

acı her esir aldığında dilimdeki eğiri
uzanırdı salkım söğütlerin
tirhandillerin

ne zaman yalımlar içinde yalın kalsam
hep bir çift kırmızı pabuç buldum başucumda
öptün, geçti

çok yaşa hayat!

***
Perihan BAYKAL
Zalifre Yazıları, Sayı:5


10 Ekim 2010 Pazar

KÜSNÂME


KÜSNÂME
*~~*~~*~~*~~*

gözlerim
çöl yutmuş badem çiçeği
beyazsız beyazlardan
ve eterli yazlardan

yerde kum ve hayıt
gökte ay mahsusluğu

vahşi bir atın su içtiğiydim
avcunuzdan
soluk soluğa akan bir deli çığ

terkimde dağlar, terk edilmiş
revnaklı taklardan geçtim
uzun ve kimsesiz

karafakilerden dökülür gibi
döküldüm kör uykularınıza
çizerek mânânın altını, gümüş

say ki içtim ol zakkumun suyundan
acıyla yudum yüzümü
yuğlar boyu, kaknüs!

narlı bir yankı oldum
çarşılarınızda

kalır belki, biraz üvey
benden bir zambak kokusu
avlularınızda

Perihan BAYKAL
Yazılıkaya Şiir Yaprağı, 33
 

Güz İçin Birkaç Söz -LÂFIGÜZ-


Güz İçin Birkaç Söz

-LÂFIGÜZ-

güz üzüm gözlü bir kız; sayrıl, ince, sarı
uzun yollara gider, uzun yollardan gelir
elinde bir şahabi yumak
sararhasarar, sararhasarar

bu mevsim kırağıyla karılmıştır biraz
alacalı bir atlas hışırtısıyla, iri
açılmış gözleriyle bir pal güvercinin
bakışında akşamın yorgun patı

bir güzü hep yeniden çözmek saçlarından
bir çocuğun iyi huylu merakıyla
diri yağmurlar devşirmek vakitsiz

güz nedir, nedir güz; güz bir ahraz çerçidir
alır çıkarır gümüşüne suyun, serin

ah ustam, acı diptedir elbet
güz kuşlarının ötüştüğü o derin
yeniler sırrını aynaların durmadan, kavi

ne ki güz, hep kendini ağırlayan bir konuk
sümbül makamı bulutların, rehgüzârı

güz bir fal ölüsüdür şimdi masada
evirir çevirir dünyayı, küçük fincanlar oyar
karıştırır, kırıştırır külleri; durmadan nefti

bahçedegevezerüzgâr
birkaç anı, birkaç gazel
seyiren salıncağı
yaşamın

 Perihan BAYKAL
Onaltıkırkbeş, Sayı:24

26 Eylül 2010 Pazar

MÂCERÂÜNNEHİR


Mâcerâünnehir

I.

ben hep güneşle uyandım sabahları
ağusuyla kengerin, dilâzâr!

ciğerlerimde artağan bir gülün terli telaşı
kıyısından geçtim ölümün kırpmadan gözümü

bendim, bendim, bendim o
hançer yalımı gibi yalayan teninizi

soğurdum aşkı, kızılca kanımla yoğurdum
neyimdin
      neyimdin
            neyimdin ey aşk
sazım mıydın üflediğim
ne zaman eğildimse nemli ağzına
seyreldi gecenin siyah atları

fasılasız bir gül yanığıdır ömrüm
billuri bir ayna
ki dökülmedi hiç
sırrım!

..........

ben kendimi hep bir ırmağa tamamladım

II.

düzümden okuma beni göremezsin
kalbim bir onmaz kayıp
ufka gölgesi düşmüş
o gümrah yaseminde

sayfama yılkılar serpilmiş, beyaz
yılgınlıklar!
savurur talih saçlarını
kör tarihine ülkemin
tararım tararım açılmaz

dara düştü narağacım
düşmedi dâvam
özümden ağrı, sözümden ağır
kavlim var denizle:

uyansın ruhumda uyuyan ırmaklar!

Perihan BAYKAL
Eliz, Mart 2009

24 Temmuz 2010 Cumartesi

SİHRİYAR


SİHRİYAR

soy atım
vahşi kısrak!
hadi sen de bir çentik at
şu zamâne ağacına
kahverengi üstüne ak

gel dizginin dolu, gel eşkin
çözelim saçlarını dona çekmiş bir meşkin
süzelim bâdesini

neşveyle gel, işveyle
aşıralım umudu dağdan bacadan
gülü yâdelden, hoyrat!

dolmaz çün kendi kendine
ne ay ne ayna
sen yakmazsan kandili
neyine ışk!

kerem et ey devâ, ey sözleri şekvâ!
bak ki hayran, ak ki hasret
ay dolunsun, dolansın başımıza
şu âlâ cinnet!

açtın mı o kapıyı
sıyrılır kabuğu düşlerin
aştın mı o kapıyı
çırılçıplak bir yaz
etenesi som mavi

-ah o kelebek hattı o kayran!-

ne çalap, ne cümle acun
ne var tam bu dünyada
aşktan başka?

ay, ay, ayyy!
çalsın kitara, çıldırsın pan

kısaltmalar kadar kısa yaşanan aşklara inat
upuzun yaşayacağız sözcükleri

Perihan BAYKAL
Afrodisyas-Sanat, Ocak-Şubat 2010, Sayı:19

8 Temmuz 2010 Perşembe

ŞİİRPENÇE


ŞİİRPENÇE

martı gagasında bir tutam mavi!
öptüm koyusundan… sularım şavkıdı
sarışın bir mızıka sesi oldu hayat
yüzüm
âsude çocuk yüzü
-denizler boyu sim'bâdısabâ!-

tuttum
ebe oldum ebemkuşağına
doladım dilime belime
ol berceste heceyi, –gülbengî
bir nefes bir nefes bir nefes daha!
soluduğum rahvan ölüm, üflediğim mor duman

neyleyim âbı şarabı
doyarım ağzınla bal yemiş gibi
ömrüm deminde nârıbülbül
konmuşum da ak iğdenin dalına
öter dururum
geceden sabaha

vaktidir yom çekmenin aşkî kuyulardan
alnımıza yazılmış bu davet bir kere
bendesiyiz vâdesiz
şiirpençe divan

tutmuşuz da acunun kulağını
çeker dururuz
ezelden
şemsiâbâda

Perihan BAYKAL

Denizsuyukasesi, 2008

Biz Bu Göğü Terk Etmemiş Miydik?

  BİZ BU GÖĞÜ TERK ETMEMİŞ MİYDİK? âcildim, âcizdim, yâresi yar kadar bir alageyik gözlerine bir parsın gözleri değmiş başını eğmemiş parstı...