FERAĞ
"Benim payıma gelince, yitip gitsin."
Ingeborg Bachmann
yanıp sönüyorsun, Lucciola
yanıp yanıp sönüyorsun
küçük kelebekler çiziyor sararmış bir kâğıda
yanmış parmaklarıyla
içindeki kız çocuğu
hangi sihirli söz yağdıracak şimdi yağmuru?
hani nerede o, hangi kuytuda
sonsuzluğa üflediğin radika?
bak
acı sarıya boyuyor bütün kehribarları
Gaspara Stampa, gözyaşlarıyla
ve Frida Kahlo, viva la vida
kan kırmızıya
gördüm
tutup tutup saldığın altın pullu balığı
-bütün sınırlar çökerken ve kurulurken yeniden-
duydum sesinde titreyen hüzün perilerini
belki de can suyu arıyordun kendine çölün kalbinde
kendi kalbini belki, çıkarıp göğüs kafesinden
salmak için göğün derinliklerine
kaç kere gidip döndün, dilinde yalımlarla
dünyanın o en karanlık kıtasına
kaç kere dolandı koluna krom kaplı yılan
ağzındaki hiçlikle büyülendiğin
aynı ağaçta yetişir çünkü aşkla nefret
şefkatle zulüm
hoyrattır bütün bayraklar ve insan
hep bir unutuşa müptelâ
ah o sürûr!
ısrârı değil, esrârı seçen su
ucu köpük bir dalganın dalgınlığıymış meğer
avuçlarındaki
Perihan BAYKAL
(Yeniden Sesimiz Dergisi, 2025/3)