1 Aralık 2010 Çarşamba

SERENCAM


SERENCAM

~*~

adak tarlaları, kuzgun siyahı serencam
ya nadasındayız ömrün
ya da soykasıyız bir demin
sır'rını çaldık gölün, kırdık aynaları
son görüşümüz oldu yüzlerimizi

bu yüz, bu eller bizim değil
düşlerimiz ayrı düştüğünden beri
falcı kadın yalan söylüyor
kirli sesi, tırnakları, çürük dişleriyle
ürkütüp Lorca’nın sonelerine konan
gözümün bebeği serçeleri

bir mağara açtın içimde
sarkıt dikit tastamam
soğuk soğuk terleyen taş
duvarlarında kavı açılmadık
kuzguni bir aşk/ kanıyor
boynumdaki doğum lekesi

kırılırken çölde nergis’in sureti
uluyorken ormanda yedi başlı dev
kat sesini sesime, gel
dudağında sahte gülüşleri silen
ıslak bir ıslık/ elbisemde
yıllanmış şarap lekesi

öp beni korkularımdan
kuruyorum yeniden saatleri

Perihan BAYKAL

Onaltıkırkbeş, Aralık 2006, Sayı: 9

21 Kasım 2010 Pazar

KÜL MESELİ


KÜL MESELİ

bağbânı çerağ bir kör bağ
emeğin zay'olduğu çağ bu çağ!

1.

"yağma yağmur
esme be deli rûzigâr!"

yolum yarda, eğnim dar!

bırak alışayım içimdeki bıçağa
işlesin yâreme hakkağın kalemi
kor âteşler yaktığım âteşgede
bırak soğusun!

sussun!
üflediğim ney… kandığım kös!

ah, sude!
sırtından vurulmuş bir ülkeyim
gözlerinde kocaman bir hayret


2.

bir ehven bulutun ellerime bıraktığı son damla
ömrüm! kelebeğin kanadına yüklü borç
-ola ki gezden, gözden tez-

ben böyle bilmez idim insi âlemi
ben ki en çok kendime diken
ele gül kızıl canfes

bir yanım fırat ağlar
bir yanımda ergene

saya geziyorum kapıları
gözlerimin bebeğinde ıslak bir ateş
uykularım
kuş uykusu

sen ak ey mavi heves, ben yuttum dilimi

3.

bir dilim aşk düştü payıma yaşamdan
aldım sardım sıracasına dünyanın

duydum acısını
erdim sırrına

vurgun demindeyim
akrebi yelkovanından uzun
saatlerin

~*~

Perihan BAYKAL
Mühür, Temmuz-Ağustos 2009


1 Kasım 2010 Pazartesi

Susmalar Alfabesi


SUSMASALI

S

susmalar alfabesi
paslı diller, körelmiş im/lâ/l
geçmiyor iplikler çoğalan geceyi

hançer(eler)in keskin yeşilinde
düğümlenen zılgıt, o süreğen dal
üreyen fısıltısı mayının
-sıyrılıyor kınından kin: tısss!

hangi ak(k)or bu kontrbasın
yükselip alçalan sesinde

U

hadi daya başını omzuma
en asisi nehirlerin, son oğulu
safranlar sarısı balın
u/yuyayım çatalında kollarının
birlikte u/yanalım: andante

kurtlara ula beni
ulusun içimde bin kurt

S

her dilin alfabesi
ayrı kurur saçlarını
taraçalarında tarihin
-etçil obur meşime-

susssssss-
ma
yı/kan sorularını
yıka suyumla

~*~|

Perihan BAYKAL
Berfin Bahar, Mart 2008

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kuşlar Yıkanır Sesimde


Kuşlar Yıkanır Sesimde

~~*~~

tuz basılmış yaralarıma inat
pervaneyim ışığında
ey hayat

devrik bir sultanın
kahreden kederi
yanmış yıkılmış
saray öreni
değil artık yüreğim
zinciri kopart

ay çapında bir dul gecede
sular uyurken uyandım
dudağımda çiy
gül yaprağında kan
dizginleri yağmura dolanan
doru taydı zaman

gömdüm ölülerimi
bir kızıl gülün dibine

sorgucum Anka tüyü
saltanatım gül
böğürtlen mevsimi
kuşlar yıkanır sesimde

~~*~~

Perihan BAYKAL

21 Ekim 2010 Perşembe

Ateş Böceği


ATEŞ BÖCEĞİ

1.

yâ kebikeç!
sıyrılır yalanın ve yılanın kavı kavi
er ya da geç!
su ve söz
bulur adresini

gül dikeniyle sınar, gelincik sabrıyla
bir dilsiz diber ki, soylu
sözün bittiği yerlerde çıkagelir hep
ya da ah, yetmediği!

sustuğu kadardır bazen insan

2.

bu acıyı yeni koydum sol yanıma
tadı yeni, dili yeni, eşki yeni
yenik bir gülün kapanışı içine kendi
kendine batan yürek dikeni

şair kalbi! tanrı sırçadan mı yarattı seni?
nasıl dünyayı ol sühan'dan
gülü suyun nârı, efsunu peri!

pan ülkesinin çocuğudur ki o
kalbi büyüktür avuçlarından
ne bilir ah, kan tüten hançeri

yanıldığı kadardır bazen insan

3.

soyun teninden! eğnin göğnüsün
âteş kim pervâne o, pervâne kim o âteş
aşk! senin en güzel yüzün

yandığı kadardır bazen insan

4.

geceydi...
karanlığa ateş etti bir el
bir ateş böceği
kan revan!

Perihan BAYKAL
Kıyı, Kasım Aralık 2009, Sayı: 211


Ateş Böceği


ATEŞ BÖCEĞİ

~*~

1.

yâ kebikeç!
sıyrılır yalanın ve yılanın kavı kavi
er ya da geç!
su ve söz
bulur adresini

gül dikeniyle sınar, gelincik sabrıyla
bir dilsiz dilber ki, soylu
sözün bittiği yerlerde çıkagelir hep
ya da ah, yetmediği!

sustuğu kadardır bazen insan!

2.

bu acıyı yeni koydum sol yanıma
tadı yeni, dili yeni, eşki yeni
yenik bir gülün kapanışı içine kendi
kendine batan yürek dikeni

şair kalbi! tanrı sırçadan mı yarattı seni?
nasıl dünyayı ol sühan'dan
gülü suyun nârı, efsunu peri!

pan ülkesinin çocuğudur ki o
kalbi büyüktür avuçlarından
ne bilir ah, kan tüten hançeri

yanıldığı kadardır bazen insan

3.

soyun teninden! eğnin göğnüsün
âteş kim pervâne o, pervâne kim o âteş
aşk! senin en güzel yüzün

yandığı kadardır bazen insan

4.

geceydi...
karanlığa ateş etti bir el
bir ateş böceği
kan revan!
~*~
Perihan BAYKAL
Kıyı, Kasım Aralık 2009, Sayı: 211

16 Ekim 2010 Cumartesi

Kâf'i ; Hiç ; Hep


ÜÇ KISA ŞİİR

Kâf’i

“ben bu göğün kuşu değilim!” dedi
yaktı kendini Anka

o’ydu tuz
oyuldu içim
kere otuz!

su! su! su!
inledi çölüm

sana susadım
susadım sana
su

arasaydın
bulurdun beni
bir çiy tanesinde


Hiç

atlası şehriyârımın
ölüm ölüm
kanlıca zâlim
-o mahlas’ı kül!-

duldanda ne saklarsın
kendinden başka?


Hep

acı her esir aldığında dilimdeki eğiri
uzanırdı salkım söğütlerin
tirhandillerin

ne zaman yalımlar içinde yalın kalsam
hep bir çift kırmızı pabuç buldum başucumda
öptün, geçti

çok yaşa hayat!

***
Perihan BAYKAL
Zalifre Yazıları, Sayı:5


Biz Bu Göğü Terk Etmemiş Miydik?

  BİZ BU GÖĞÜ TERK ETMEMİŞ MİYDİK? âcildim, âcizdim, yâresi yar kadar bir alageyik gözlerine bir parsın gözleri değmiş başını eğmemiş parstı...