17 Temmuz 2012 Salı

ÇIVGIN


ÇIVGIN

1.
eğdim başımı yastım yayımı
usulca geçtim kapısından hiçliğin
soluklandım soluğun olmadığı yerde
kinin olmadığı, kanın olmadığı, zanın!

uzak neydi, yakın neydi, neydi zaman
ilden öte, dilden beri
üfledim boşluğa harflerimi
ah kere ahkerisuzan!

içimden koskoca bir dünya geçti
atların mahşeri ve hıçkıran güller
dediler vardır elbet hüznü olanın
bir de kalbi

ey gözü yaşı kehribar yunt!
ey yurdumun görklü taşları, kunt otağları
çözülmüş bağları da balı balbalı ey!
kökümle, göğümle, içi bin gevher
külümle geldim:
avutun beni! avutun beni!

2.
açılıyor önümde kutlu kanatları gibi bir zor kuşun
harfler! harfler! harfler!
soruyorum her gün kendime ve işte size
insanoğlu niye bu kadar zalim?

ey ağzımla çıkardığım inci
tırnağımla kazıdığım cönk dağı, ey!
fısıldadı gökte pervin, kandiliyle yedi
-herkesin bir adası olacak bir gün
-herkesin bir zeytin yeşili güneşi
kuşlar yüzünden değil midir göğün eğimi
gök yüzünden değil midir kuşlar!

ey sular! ey ırmaklar! ey şoruldayan mavi nektar!
ey gözümde kamaşan hayat, dizimdeki şol kitap!
kavımla, keskimle, içi içine sığmaz
gümüşten kavkımla geldim:
ayıtın beni! ayıtın beni!
~*~
Perihan BAYKAL
Beşparmak, Ocak-Şubat 2012

10 Nisan 2012 Salı

DELİRYUM


DELİRYUM

hep aynı biçimde yazamam şiir sıkılır
gökler yerler sıkılır, özen atının üzengisi
ve kafe amanlarda kentsoylular
huylu huyunca aşka sırnaşır

ben çok dinledim bu cazı
çok da inledim, suzinak makamında
bir avuç gökyüzüyle kalktım düştüğüm her yerden
mezhebimi sorarsanız karanfiliyye
meşrebim
oldum olası aşk!

en dipteyim, dorukta:
kuşların beyazında üç düğüm
mavinin boğazında mendirek!

bir yakut yüzük çaldım ağzından
yunus balığının
adımı kimse sormasın, kuşlar zaten biliyor

hey yavrum!
biz de biliriz bel altı vurmasını ama vurmayız
çiçeklerden aldık terbiyemizi, beş vakit

uzasa da tırnaklarımızda öfler öfkeler
menekşe kokar ayıbımız, af buyrun
kalbimiz süt kuzusu

bu bizim iç meselimiz, bu da atımız: ebedî
bunlar da ışıktan ipliklerimiz:
güher çile, gül çile

biz de biliriz yanaşmasını ama yaşmayız
sonra ne der küpe çiçeği, ne demez yıldızlar
bakıp billur âyineye içimizdeki

cenevizlilerden mi kaldık ne diyor annem
hadi ben neyse!

biz de inanırdık bir zamanlar, dayanırdık
alnımıza sabır giydiren taç yapraklarına
dikenli

bu dünya kimin yalanı anne?
kim doluyor boynumuza bu ipi?
hadi yine o masalı anlat bana
bak cam pabucum  paramparça

atımı sordular: dedim vurdum!
soluğumda en sunturlusundan bir mavi
adımı kimse sormasın!
adımı kimse sormasın!

beddua dişidir, küfür erkek
bildim! bizim suçumuz erken sevmek

od’dur ve o’dur:
kimse dinlemediği için sustu tabiat
sizindir dâr-ı dünya, buyurun tepe tepe!

iliklemeseniz de olur
kemiklerinizi
                                      
            Perihan BAYKAL           

Akatalpa, Mart 2012


19 Şubat 2012 Pazar

AŞKIN GÖR HÂLİ

Görsel: Rafet Van

AŞKIN GÖR HÂLİ

1.

ben seni adından başladım sevmeye
sonradan gördüm salkım söğütlerini
kuşlarını, kedilerini
çağanozlarını yeşil!

ah, çatlayan domur!

dönüş suya, göğe dönüş
o ilk güne, kaosun ikiz gülü
yin ve yen!

bu tiryak kokusu sen
bu şeker bu tuz!
ağzına uzanan bu mercan dalı
efil efil su'z!

iç, soğur!

üçe kadar say ve tut nefesini
üçgenine bulan, kromozomlarına
sonra şorla
sönsün kandil
yansın içindeki gaia sevinci

şunun şurasında kaç kişiyiz
birkaç tövbesiz!
boncuklar dizeriz hâlâ
kuş teleklerine

terimiz
eyyam-ı buhur!

2.

unutkanlığın kekre yemişidir
tazeler dili
efsun içinde bir yerlerde
çözülen buz
gizli gömü

gemiler, gemiler, gemiler
gülibrişim kalyonları
bitmez ki bu sefer
maviye

ellerim iskandil
gözlerim:

aşkın gör hâli

~*~

 Perihan BAYKAL

AfrodisyAS-sanat, Mayıs-Haziran 2009

6 Ocak 2012 Cuma

ÇEŞMİBÜLBÜL KIRIKLARI


ÇEŞMİBÜLBÜL KIRIKLARI

1.

çalağan bir kuş gibi… kurşun gibi!
girdin kanıma, ey şiir!

gömeçte bal tadında:
    ağuladın sularımı!
    ağuladın sularımı!
;
serenime dudağıma
şiir süre’yazdım, al niyetine
                  yarama merhem!

bir cennet edindim kendime, şiirden
bir cehennem!

göyneğim camdan, canım ateş
seherîyim, güneşim içimde
metafor’a!

2.

dalım deli
      dilim deli
             dölüm deli
kendimi ihbar ediyorum, belki ihlâl:
kendi kanında boğmak için ölümü
                                 doğmak için!
çekmeli kınından
bin yıldır uyuyan o hançeri

hemen şimdi!
hayatla çılgınca sevişmeli

3.

kırmızıdır bazen şiir, infilâkı sözün
bazen siyâh, süveydâsı çırpınan gölün

ateşin ve suyun bütün edâları
ille muammâları!

bir gül değirmisinin ortasında olmak tam
kıyısında, bir sonsuz derinliğin

ve aklık!
         ve gürlük!
                    ve ferdâ!

4.

akıl kârı değil ki şiir, ne kârı bilmez
bilir simsar kârı olmadığını tek
bu sîmin yürek
imleyip simler boyuna, boylu boyunca
öperek boynunu sözcüklerin
düşürür rüyâsını, güpegündüz
bulsun diye çocuklar
gülden berk, sudan azîz!

5.

etimde bin leylâ, mecruhunu arayan
bir bakır bakraç, ağzında gecenin suyu

süt ve sülün! süt ve sülün!
şol dilimde şekerrîz!

okunmamış şiirler göndereceğim sana
ve okunmuş şekerler
çayına

ah, yedi kandilli süreyyâsı
göğümün!

6.

aşkar’ın boynunda kanlıca mendil
otuz kat kanadı kaf dağında attar’ın

ölümün kefiyesidir aşk, belki kâfiyesi:
sır kere sırat! bin bir kere pîr!

ey sevgili
düşersem vakitsiz
sen kaldır şiirimi

PERİHAN BAYKAL
Afrodisyas Sanat, Kasım-Aralık 2011

26 Kasım 2011 Cumartesi

Sır Meseli


 
SIR MESELİ

~*~

âh o derin susuzluk, kanımdaki
dalgaların durmadan, durmadan, durmadan
yazıp sildiği

1.

biz bu sokağı fesleğenli bilirdik, ezelden
şurada bir çeşme vardı hani
suyu güvercin sebili, gölgesi söğüt!

semâvi bir şey midir iyilik
neresinde konuşlanır sonsuzluğun
-o son susuzluğun!-
kötülük neresinde?

saldım atımın dizginlerini, uzaktan
tanrı görünüyordu ve kan rengindeydi
ufuk çizgisi

bir cebimde gizlice okşadığım
tetiği taze çekilmiş bir gökyüzü
ötekinde topaz benekli bir yavru pars!

korkmayın tehlikesizdir, ısırmaz
ve beyazdır düşleri, bir zencinin dişleri denli

yaralarım: gizli celbim:
mahfi kenz!

2.

bozaltıyor kendini bir ip yeryüzüne doğru
“bıktım ey! bıktım ey! bıktım ey!”
ne çok yalansınız ah, ne az sâhi!

kaplumbağanın bağasında üç kelebek
üç kınkanaat melek!
biri evvel, biri âhir, uçtu biri

hangi kehanetiydi yuhanna’nın
ve hangi güldü, erken açardı
sustu! bunca yıl inandığımız sanrı

:yok dünyanın kalbine tuttuğumuz aynada
buğunun zerresi dahî!:

biz hâlâ, biz hâlâ, biz
hâlâ bir tufan bekliyoruz
boyumuzu aşmışken alazlı su

3.

ben şimdi hangi eyvanlara döksem yüzümü
ben şimdi hangi kuyuya!

maviyeymiş bütün nazım
âh o çocuk nazarım!

kendi ışığımmış meğer
kamaşktıran gözümü

;

çıkıyorum bütün oyunlarınızdan
sırtında bir doru atın

kırıldım
soyumdan

bu sonuncuydu
artık başka tanrı gelmeyecek!

4.

düşümü yor! düşümü yor!
hamayliler acı safran kokuyor
ah o meyil: gitmek ve bir daha dönmemek!

~*~

PERİHAN BAYKAL

Akatalpa, Kasım 2011

 

22 Kasım 2011 Salı

UZUN YOL MESELİ


UZUN YOL MESELİ

                                             “Söktüm atımı söğüdün gölgesinden
                                 Şimdi yol benim yeniden”

                                                                              Birhan Keskin

1.

en yalman yüzünde durdum vâdimin
vâdesi solmuş vaatlerin… leyyl!
akları mor ötesi

ah, ne çok recm acısı yürekte
sakalı cefayla uzamış
ne çok forsa!

kanlı ekmek doğruyor suyumuza tanrılar
saatler hep aynı yerden
vuruldukça derin!

ala geyik, âlâ geyik!
hangi sılanın gurbetidir göğsünde, tığ teber
sen yara de, ben
dört mevsimlik dalgınlık diyorum ona

2.

aç göğünü ben geldim!
kimim var ki senden başka?
ey çatlayan kın, kabaran kabuk!

işte giydim o âteşten gömleği
bir çiçek sapı gibi eğip boynumu
buldanından süzülen zağlı buhura

aşka nâzır olsun da kalbim
varsın görmesin denizi!

mem û zin’den beri
mem û zin’dan beri!

yaramın içi
nar içi

3.

bir yelkendi açtığın geceye, kaçtığım
sabahın epergeni
durmadan oğullar büyüttüğüm

uzun bir konvoy, silsilesi dağ
eşkıya kesti yolumu
dediler –ağızları köpük-
git kendine yeni bir çöl bul
üzerinde hiç toz izi olmayan

ah! ne çok gül, kör kuyulara
yanlış adreslerden dönen
ne çok allı pullu mektup!

uyutup ateşi külde
-tennenni nen-

yeniden öğreniyorum adını nesnelerin
bir, bir, unutup!

4.

yeniden öğreniyorum adını, ey eğri kemik
kim kimin karasına kefil
kim kimin kefinine yama

bir şahmaranmış susmak, belki iki
içine büyürmüş bazı dağlar, derin!

kesildi hayzından gelincik
beyazından tellim kuğu!

anladım geçen anla
incinmeden incisi açmaz
ne hayatın, ne dilin!

5.

hadi benim sarı sabrım, hadi benim arı
al işte gül tadında bir bergüzâr
hatırladıkça ağla, ağladıkça gül!

onca dereden geçtin bilmedin
en çok
ateşten geçerken tanırmış insan suyu

~*~
 
Perihan BAYKAL
Afrodisyas-Sanat, Kasım-Aralık 2010

 

9 Kasım 2011 Çarşamba

IHLAMUR SARHOŞLUĞU



IHLAMUR SARHOŞLUĞU

geldin! yüzünde peçe, eğninde harmâni
yeldin! hem ali, hem harâmi

yıkıp surlarını kalemin, sırlarını
ıhlamurlarını, göllerini, ah dağ başlarını
çaldın kalbimi kalbine
gürül güher!

dilin kıvrak, müfrezen kavî
çakma dur, yeni sönmüştüm
şimdi şiirler de uyanır, cümbür cemaat
eski bir gökyüzü, dupduru mavi

sendin tanıdım nefesindeki karanfilden
dibacenden sarı yaldız açtım kapadım
kapadım açtım çekmecelerde güllerle
esin perileri, ağız mızıkaları, çörtenler
baha nelerle, şaha nelerle, daha
hatırlat!ma ne güzel unutmuştum

elvan taşlarla bezeli, semâsı alâimî
her boğumu şîr, her tüyü vahşî
alevden bir yol çiziyor kalbimizden akan lav

şimdi! gölgesi üstümüzdeyken tam da umay’ın
demlenirken elmas bir aydanlıkta ay
yaz adını yıldız dövmeli alnıma
yok başka sefer!

için için
kana kana
yanmak güzeldir, yanalım

~*~

Perihan BAYKAL

Afrodisyas Sanat, Sayı:28
Ekin Sanat, Sayı:8

Biz Bu Göğü Terk Etmemiş Miydik?

  BİZ BU GÖĞÜ TERK ETMEMİŞ MİYDİK? âcildim, âcizdim, yâresi yar kadar bir alageyik gözlerine bir parsın gözleri değmiş başını eğmemiş parstı...