17 Ocak 2011 Pazartesi

CILGA

                                 
CILGA

………….ağaç mı dikiyorsunuz? âlâ!
………………ya kırdığınız onca dal?

bir rüya!
dokunup omzuma
uyandırdı kan uykulardan:
meğer her şey gerçekmiş!

gül şen bir suretmiş aynada
ne aslı varmış ne kerem!

meğer o güzel ateşler
o güzel rüzgârlara binip
çoktan uçup gitmişler

kurudu çeşmi bülbülün!
kurudu gürleyik pınar!

ahh! tutyası gözlerimin
ölüm! kara göğnekli güveyim benim

atım tökezledi, düşüm döşüm kan
düştüm üstüne bir yalman sözün

atımı dağlara sal!
adımı yoklara!

bu kadar mavi size ziyan…
bu kadar gözyaşı!

çekiyorum kuşlarımı göğünüzden

*

Perihan BAYKAL

Şehir, Aralık 2010

1 Ocak 2011 Cumartesi

Rüyam Gördü Seni


RÜYAM GÖRDÜ SENİ


Çöl…


gün uçtu
göz çelerip
kapanana dek

 
“maviye gel!” diye bağırıyordu adamın biri
elinde bir parça puslu gök

suflör unutmuş çoktan, bir eski replik

“aşkım onurumdur, düşürmem!”

 
dur! bekle…
biraz daha ölme’sen
yeni bir hüküm biçelim
bu şarabî kumaştan, sek!

vardır herkesin bir leylâsı
-âmennâ-
ama çöle…
…kays gerek!


Vaha…

sürüleyim istedim, içindeki gurbete
gül uğrusu sabanınla

ağzımda günâşık tohumları, tırrım tırrım trampetler
otların zamanı örttüğü o yerde:

şeb-i yeldâ’dan da uzundu gece, upuzun
şaraba durduğum, kıyâma durduğum, aşka durduğum
usulca batardı aramızda bir ada
göğsünün eterinde kırkikindiler
halil ibrahim sofraları

ikrâr ile, ikrâr ile
sürdüm kendimi ağzına
ağzın ki kutlu yenilgim, şenlik ateşim
-ah, o kalabalık tenhâ!-

kim ister çarpışmayı bir yıldızla?

ben, istedim!


Ilgım…

ne zaman saysam göğü bir kuş eksik
kaç kuş saydıysam biri fazla göğünden

 
huysuzum ah, kırılma kusurum
yokluğun kaç ülke eder
kırlangıç uçuşu?

yordum yoruldum, duydum ki
en güzel ergânunlar susarmış
uykusuz bir güneşin değdiği

-tâbiri câiz
izi kelâm!-

saklanma boşuna
rüyâm gördü seni

~~*~~

Perihan BAYKAL

Kurşun Kalem, Ocak-Şubat 2011

21 Aralık 2010 Salı

İsTaNbUl HaTıRaSı


İsTaNbUl HaTıRaSı 

~~*~~      
                            
gözüme aşk battı kör oldum!
bak bu burçlar benim körlüğüm
bu lamartin caddesi, bu ıssız göl
bu serap, bu sâdâbat, bu kız kulesi

bir renga gibi akıp gitti yaz
alevden çiçekleri o haz göğünün

al işte istanbul hatırası
bu gelin teli sarıyerden
gümüşüne keder bulaşmış bu seher
kalem kaşlı bu maçka yokuşu
melâli de bilir helâli de

düdenlerin suya yürüdüğü sevişgen gün
sonra o tan kırmızı jelvera gölgesi
sonra bu kan kokusu bu kan kokusu

bir soluyan faytondu ne zaman geçti sorulmaz
bilinmez ne zaman soldu lülesi çeşmelerin

altın ateşte sınanır dedi bir ses
acıyla yontulur elmas

sana söz!
şehrin sustuğu yerden söyleyeceğim seni
son nefesimle
yakacağım kıyıları başladığı yerden
anavasyanın

bilirsin rüyalar itirazdır kara geceye

~~*~~

Perihan BAYKAL

Onaltıkırkbeş, Sayı:19

(Bu şiirimi İsveç'teki bir yazarlar buluşmasında, değer görüp seslendiren sevgili Ayşe Kilimci'ye sonsuzca teşekkür ediyorum. Ah, İstanbul! Gam yemem artık, gamından gayrı.)

1 Aralık 2010 Çarşamba

SAGU



SAGU

1.

-bugün aşk için ne yaptın?
el cevap:
-öldüm!

görüyor musunuz akan kanı
çeperlerimden?

tarih kadar kırmızı

k a n ı y o r bir badem ağacı
k a n ı y o r yarım kalmış bir kitap
kanıyor, söylenememiş
bir. çift. söz!

çatıda bir pal güvercin
unutmuş kuğurmayı

2.

dudağında
bir gülümsemeyle ölmekti belki
mutluluk

ah, o yitirdiğimiz mavi büyü!

büyük inanmaklar, büyük kuşlar...

3.

herkes kendi anadilinde sussun şimdi
donansın nar ağaçları, lâlüebkem

~*~

Perihan BAYKAL


SERENCAM


SERENCAM

~*~

adak tarlaları, kuzgun siyahı serencam
ya nadasındayız ömrün
ya da soykasıyız bir demin
sır'rını çaldık gölün, kırdık aynaları
son görüşümüz oldu yüzlerimizi

bu yüz, bu eller bizim değil
düşlerimiz ayrı düştüğünden beri
falcı kadın yalan söylüyor
kirli sesi, tırnakları, çürük dişleriyle
ürkütüp Lorca’nın sonelerine konan
gözümün bebeği serçeleri

bir mağara açtın içimde
sarkıt dikit tastamam
soğuk soğuk terleyen taş
duvarlarında kavı açılmadık
kuzguni bir aşk/ kanıyor
boynumdaki doğum lekesi

kırılırken çölde nergis’in sureti
uluyorken ormanda yedi başlı dev
kat sesini sesime, gel
dudağında sahte gülüşleri silen
ıslak bir ıslık/ elbisemde
yıllanmış şarap lekesi

öp beni korkularımdan
kuruyorum yeniden saatleri

Perihan BAYKAL

Onaltıkırkbeş, Aralık 2006, Sayı: 9

21 Kasım 2010 Pazar

KÜL MESELİ


KÜL MESELİ

bağbânı çerağ bir kör bağ
emeğin zay'olduğu çağ bu çağ!

1.

"yağma yağmur
esme be deli rûzigâr!"

yolum yarda, eğnim dar!

bırak alışayım içimdeki bıçağa
işlesin yâreme hakkağın kalemi
kor âteşler yaktığım âteşgede
bırak soğusun!

sussun!
üflediğim ney… kandığım kös!

ah, sude!
sırtından vurulmuş bir ülkeyim
gözlerinde kocaman bir hayret


2.

bir ehven bulutun ellerime bıraktığı son damla
ömrüm! kelebeğin kanadına yüklü borç
-ola ki gezden, gözden tez-

ben böyle bilmez idim insi âlemi
ben ki en çok kendime diken
ele gül kızıl canfes

bir yanım fırat ağlar
bir yanımda ergene

saya geziyorum kapıları
gözlerimin bebeğinde ıslak bir ateş
uykularım
kuş uykusu

sen ak ey mavi heves, ben yuttum dilimi

3.

bir dilim aşk düştü payıma yaşamdan
aldım sardım sıracasına dünyanın

duydum acısını
erdim sırrına

vurgun demindeyim
akrebi yelkovanından uzun
saatlerin

~*~

Perihan BAYKAL
Mühür, Temmuz-Ağustos 2009


1 Kasım 2010 Pazartesi

Susmalar Alfabesi


SUSMASALI

S

susmalar alfabesi
paslı diller, körelmiş im/lâ/l
geçmiyor iplikler çoğalan geceyi

hançer(eler)in keskin yeşilinde
düğümlenen zılgıt, o süreğen dal
üreyen fısıltısı mayının
-sıyrılıyor kınından kin: tısss!

hangi ak(k)or bu kontrbasın
yükselip alçalan sesinde

U

hadi daya başını omzuma
en asisi nehirlerin, son oğulu
safranlar sarısı balın
u/yuyayım çatalında kollarının
birlikte u/yanalım: andante

kurtlara ula beni
ulusun içimde bin kurt

S

her dilin alfabesi
ayrı kurur saçlarını
taraçalarında tarihin
-etçil obur meşime-

susssssss-
ma
yı/kan sorularını
yıka suyumla

~*~|

Perihan BAYKAL
Berfin Bahar, Mart 2008

Biz Bu Göğü Terk Etmemiş Miydik?

  BİZ BU GÖĞÜ TERK ETMEMİŞ MİYDİK? âcildim, âcizdim, yâresi yar kadar bir alageyik gözlerine bir parsın gözleri değmiş başını eğmemiş parstı...