5 Nisan 2011 Salı

Evde Yokum Kuşlara Gittim


EVDE YOKUM KUŞLARA GİTTİM

rüzgâr gibi geçtim bir avaz
bir baştan bir başa şehri
kanım köroğlu yüreğim ayvaz!

göğün tentesine
iki kuş kondurup
iki de harf işledim, dore

güneş uzattı ipini:
boyu bir kuş nefesi mavi
eni gül kokuşlu zülfiyar

uz gittim
zerduz geldim!

iki dudağını birleştiren harfin olayım, sessiz
konsun alevden bir kelebek gibi dudağıma sesin

~*~

PERİHAN BAYKAL
Şehir Dergisi, Nisan 2009


4 Nisan 2011 Pazartesi

İLLÂ'H


İLLÂ'H!

~*~

gülü düşünür gül olurum bülbülü sen
insan bir pagan rüyadır bazen
tanrının gördüğü

i(di)l...

taylar suvarıyorum içimde kıvrak, doru
değiyor gazelim bengi suyuna
diriliyor yeşil, hâreleniyor ebrû

dışarıda yüreği ağzında felfelek nisan
amber dilli, bela dilli, santuri
ah o dizgin tutmaz küheylan, o mavi
gecenin satenine yıldız diken kılaptan

ve illâ'h
papirüs kıyısında sır kokan nil
ağzının buhurundan süzülen
o sonsuz lil…

bütün kiplikleri kıran sırça teber!


başkaldıran bir eda var sesinde -ama kime-
o hep yanıtsız soruya yanıt -ama hangi soru-
tadın damlıyor içime
–şıp, şıp!-
akan suyun billursu serinliği

bu gece üç kat daha bilge bizden
tenimiz: bütün dilleri bilen dilsiz

çıkar batıklarımı derûnumdan, çil çil
birer birer
hadi ov lambayı, çıksın cin
biledim bütün dilekleri

âh!

dilini unutmuş bir ezberim şimdi
ezberini unutmuş bir leylî

ve illâ'h
bir gülün iç çekmesi
aşk ile iç çekmesi bir gülün
kızıl bir uçurumun tarifsiz derinliği

~*~

PERİHAN BAYKAL
Andız, Haziran 2007, Sayı:11
                                                          

Perihan BAYKAL

Tekirdağ'da yaşıyor ama bütün yeryüzünü ve hatta gökyüzünü yurdu görüyor.
Uzun yıllar felsefe öğretmenliği yaptı ama öğrenciliği öğretmenlikten hep daha fazla sevdi.
Dokuz yaşından beri yazıyor ama şiir virüsünün giderek artan bir şiddetle kanına girip tüm yaşamını ele geçirmesi yaklaşık bir buçuk iki yıl kadar önceye dayanıyor.
Şiirleri Şehir, Ünlem, Onaltıkırkbeş, Şiiri Özlüyorum, Yazılıkaya, Patika, Denizsuyukasesi, Karşın, Afrodisyas-Sanat, Kıyı gibi birçok dergide yayımlandı. Şiirin yakıp kavuran ateşini seviyor ve kalan ömrünü bu ateşle geçirmeye razı. (Andız, 2007)

" Romance Violin " - Robert Schumann (Träumerei / Dreaming)

3 Nisan 2011 Pazar

SÜRÇ-İ NİSAN


SÜRÇ-İ NİSAN

1.

yayından fırlamış oktum
tirendaz dalgınlığı

dargınlığı
bir suyun öz yatağına

kondum camına bir üveyik kuşu
kimdim? neydim? nedendim?
soru iminden bir sorguç

meğer
her şeyi bilirmiş tanrılar
-ik’elleri kan-
koptu bileğime bağladığım ip!

en ağır yara: dünya

2.

yaslamış başını göğün kavsine
ağlıyor sümbül oyalı bir sümbül
yaşları kudretten, zembili kafes!

hayâl çiçeğim
düştün de
kırıldı mı tacın?

daha kaç taşım hece, kaç cevaz
yaz! aksın yüzük kaşın
yâkuti

çoktan dolmuş miâdı
ipek böceğinin
ah kim duyar kim duyar kim
gülün imdâdını

de ey kekliğim meri
yırtıp aysar gecenin kanlı yeminini

ya kimya kimi
ya kimya kimi

~*~

Perihan BAYKAL

Kurgu, Mart-Nisan 2010, Sayı:1

15 Mart 2011 Salı

SU



 SU                                 
                                   
                                    "suydum ben, geçiyordum"
                                                              İlhan Berk


eğildim bir suya kalbimi gördüm
dağda geyikti kalbim, düz ovada keklik
aşk çığırır, aşk kuğurur bir kuşcağız

kendimi gördüm sonra; dalgın, eğreti
sınırım karışmış suyun kanına
gözlerim ağlamaktı, ağzım bir gülmek

ah eğildim de dünyayı gördüm
dünya eski bir beşik, gıcır gıcır gıcılar
dünya boydan boya kanayan gemi

daha daha neler, eğil kulak ver
çırılçıplak insanı gördüm, sorgusuz
yangınlar, yangınlar, yangınlar içre
gözleri bir susmak, ağzı söylemek

sen de âbı hayat, ben âbı kevser
neçe dedim saydı hallerimi
atımı suvardım, yudum yüzümü
sürdüm dağlara, dağlara

Perihan BAYKAL
Afrodisyas-Sanat, Eylül-Ekim 2008

14 Şubat 2011 Pazartesi

Füruğ'a Derkenar



FÜRUĞ'A DERKENAR

~*~

aşk: nevbahar
belki sonsuza açılan kapı
yan yatmış bir sekiz kadar

sonu almayan göze
sığmaz hiç bengisu!

füruuuuğ!
âyet-i kerime'si şiirin
ki gözlerinde bir çift kuğu
kendi gecesine bakar

tahtlara inat, tahtırevanlara
şâhımerdanlara!
aşkı soyup alacalı kabuğundan
eb-rû-li

tâcı deli kız çeyizi
çalabı gök yüzü zambak

paslı kında
çın çın çınla yan!

ben göğe akıyordum o yere
orada
kumlara karışmış fısıltıları arasında
deniz kızlarının

dedim mayıs! dedi beni kan tutar!
kaysı gül!
-çölü içinde-

çağırgan ve yüngül
"geliyorum, geliyorum, geliyorum de!"
aşk! "uslandır beni!"

sus'u bilmeyen dil
olur mu bülbülü dilşat!

bir kez daha
suç ortağınım gönlüm:
ver gitsin külümü yele!

~*~

PERİHAN BAYKAL

Muaf Dergisi, Şubat 2009, Sayı:3

9 Şubat 2011 Çarşamba

PULSUZ


PULSUZ

bir gece uyandım, -şafağa yakın-
“alışkanlık tazelemek” geldi içimden
bir zamanlardı, mektup derdik biz ona
-cilası pulu erguvanı-
o zamanlar bahçede yetişirdi yıldızlar
maaile

alışkanlık mı dedim, e ne de olsa
alıştığımız bir şeydi tanrı

aldım elime kalemi, sürdüm atları
tanrım dedim, bana dedim, neden dedim
yangından en son kurtulacak bu kalbi verdin

yer ile yeksandı gündüz, dümdüz
ve suçiçeği döküyordu evlerin pencereleri
topyekün küs!

ayda bir balıkçı, dal gibi mavi
çekti kürekleri hû ile siya
uyandı uykusundan hürmüz, öptü
günün yüzündeki çilli şemseyi

dedim olmasaydı sözcükler
bel vermeseydi çarmıh mıhından
olmasaydı dert, olmasaydı töz!
uçar mıydı yine kalem kuşları

umarım afiyettesinizdir görmeyeli
beni sorarsanız şayet, bıraktığınız gibiyim
hep aynı safiyet
nice dert edindim de tuğlu fermanlı
kendime hiç devlet edinmedim

PERİHAN BAYKAL
Yazılıkaya, Ocak-Şubat 2011, Sayı:50


Biz Bu Göğü Terk Etmemiş Miydik?

  BİZ BU GÖĞÜ TERK ETMEMİŞ MİYDİK? âcildim, âcizdim, yâresi yar kadar bir alageyik gözlerine bir parsın gözleri değmiş başını eğmemiş parstı...