15 Mart 2011 Salı

SU



 SU                                 
                                   
                                    "suydum ben, geçiyordum"
                                                              İlhan Berk


eğildim bir suya kalbimi gördüm
dağda geyikti kalbim, düz ovada keklik
aşk çığırır, aşk kuğurur bir kuşcağız

kendimi gördüm sonra; dalgın, eğreti
sınırım karışmış suyun kanına
gözlerim ağlamaktı, ağzım bir gülmek

ah eğildim de dünyayı gördüm
dünya eski bir beşik, gıcır gıcır gıcılar
dünya boydan boya kanayan gemi

daha daha neler, eğil kulak ver
çırılçıplak insanı gördüm, sorgusuz
yangınlar, yangınlar, yangınlar içre
gözleri bir susmak, ağzı söylemek

sen de âbı hayat, ben âbı kevser
neçe dedim saydı hallerimi
atımı suvardım, yudum yüzümü
sürdüm dağlara, dağlara

Perihan BAYKAL
Afrodisyas-Sanat, Eylül-Ekim 2008

14 Şubat 2011 Pazartesi

Füruğ'a Derkenar



FÜRUĞ'A DERKENAR

~*~

aşk: nevbahar
belki sonsuza açılan kapı
yan yatmış bir sekiz kadar

sonu almayan göze
sığmaz hiç bengisu!

füruuuuğ!
âyet-i kerime'si şiirin
ki gözlerinde bir çift kuğu
kendi gecesine bakar

tahtlara inat, tahtırevanlara
şâhımerdanlara!
aşkı soyup alacalı kabuğundan
eb-rû-li

tâcı deli kız çeyizi
çalabı gök yüzü zambak

paslı kında
çın çın çınla yan!

ben göğe akıyordum o yere
orada
kumlara karışmış fısıltıları arasında
deniz kızlarının

dedim mayıs! dedi beni kan tutar!
kaysı gül!
-çölü içinde-

çağırgan ve yüngül
"geliyorum, geliyorum, geliyorum de!"
aşk! "uslandır beni!"

sus'u bilmeyen dil
olur mu bülbülü dilşat!

bir kez daha
suç ortağınım gönlüm:
ver gitsin külümü yele!

~*~

PERİHAN BAYKAL

Muaf Dergisi, Şubat 2009, Sayı:3

9 Şubat 2011 Çarşamba

PULSUZ


PULSUZ

bir gece uyandım, -şafağa yakın-
“alışkanlık tazelemek” geldi içimden
bir zamanlardı, mektup derdik biz ona
-cilası pulu erguvanı-
o zamanlar bahçede yetişirdi yıldızlar
maaile

alışkanlık mı dedim, e ne de olsa
alıştığımız bir şeydi tanrı

aldım elime kalemi, sürdüm atları
tanrım dedim, bana dedim, neden dedim
yangından en son kurtulacak bu kalbi verdin

yer ile yeksandı gündüz, dümdüz
ve suçiçeği döküyordu evlerin pencereleri
topyekün küs!

ayda bir balıkçı, dal gibi mavi
çekti kürekleri hû ile siya
uyandı uykusundan hürmüz, öptü
günün yüzündeki çilli şemseyi

dedim olmasaydı sözcükler
bel vermeseydi çarmıh mıhından
olmasaydı dert, olmasaydı töz!
uçar mıydı yine kalem kuşları

umarım afiyettesinizdir görmeyeli
beni sorarsanız şayet, bıraktığınız gibiyim
hep aynı safiyet
nice dert edindim de tuğlu fermanlı
kendime hiç devlet edinmedim

PERİHAN BAYKAL
Yazılıkaya, Ocak-Şubat 2011, Sayı:50


17 Ocak 2011 Pazartesi

CILGA

                                 
CILGA

………….ağaç mı dikiyorsunuz? âlâ!
………………ya kırdığınız onca dal?

bir rüya!
dokunup omzuma
uyandırdı kan uykulardan:
meğer her şey gerçekmiş!

gül şen bir suretmiş aynada
ne aslı varmış ne kerem!

meğer o güzel ateşler
o güzel rüzgârlara binip
çoktan uçup gitmişler

kurudu çeşmi bülbülün!
kurudu gürleyik pınar!

ahh! tutyası gözlerimin
ölüm! kara göğnekli güveyim benim

atım tökezledi, düşüm döşüm kan
düştüm üstüne bir yalman sözün

atımı dağlara sal!
adımı yoklara!

bu kadar mavi size ziyan…
bu kadar gözyaşı!

çekiyorum kuşlarımı göğünüzden

*

Perihan BAYKAL

Şehir, Aralık 2010

1 Ocak 2011 Cumartesi

Rüyam Gördü Seni


RÜYAM GÖRDÜ SENİ


Çöl…


gün uçtu
göz çelerip
kapanana dek

 
“maviye gel!” diye bağırıyordu adamın biri
elinde bir parça puslu gök

suflör unutmuş çoktan, bir eski replik

“aşkım onurumdur, düşürmem!”

 
dur! bekle…
biraz daha ölme’sen
yeni bir hüküm biçelim
bu şarabî kumaştan, sek!

vardır herkesin bir leylâsı
-âmennâ-
ama çöle…
…kays gerek!


Vaha…

sürüleyim istedim, içindeki gurbete
gül uğrusu sabanınla

ağzımda günâşık tohumları, tırrım tırrım trampetler
otların zamanı örttüğü o yerde:

şeb-i yeldâ’dan da uzundu gece, upuzun
şaraba durduğum, kıyâma durduğum, aşka durduğum
usulca batardı aramızda bir ada
göğsünün eterinde kırkikindiler
halil ibrahim sofraları

ikrâr ile, ikrâr ile
sürdüm kendimi ağzına
ağzın ki kutlu yenilgim, şenlik ateşim
-ah, o kalabalık tenhâ!-

kim ister çarpışmayı bir yıldızla?

ben, istedim!


Ilgım…

ne zaman saysam göğü bir kuş eksik
kaç kuş saydıysam biri fazla göğünden

 
huysuzum ah, kırılma kusurum
yokluğun kaç ülke eder
kırlangıç uçuşu?

yordum yoruldum, duydum ki
en güzel ergânunlar susarmış
uykusuz bir güneşin değdiği

-tâbiri câiz
izi kelâm!-

saklanma boşuna
rüyâm gördü seni

~~*~~

Perihan BAYKAL

Kurşun Kalem, Ocak-Şubat 2011

21 Aralık 2010 Salı

İsTaNbUl HaTıRaSı


İsTaNbUl HaTıRaSı 

~~*~~      
                            
gözüme aşk battı kör oldum!
bak bu burçlar benim körlüğüm
bu lamartin caddesi, bu ıssız göl
bu serap, bu sâdâbat, bu kız kulesi

bir renga gibi akıp gitti yaz
alevden çiçekleri o haz göğünün

al işte istanbul hatırası
bu gelin teli sarıyerden
gümüşüne keder bulaşmış bu seher
kalem kaşlı bu maçka yokuşu
melâli de bilir helâli de

düdenlerin suya yürüdüğü sevişgen gün
sonra o tan kırmızı jelvera gölgesi
sonra bu kan kokusu bu kan kokusu

bir soluyan faytondu ne zaman geçti sorulmaz
bilinmez ne zaman soldu lülesi çeşmelerin

altın ateşte sınanır dedi bir ses
acıyla yontulur elmas

sana söz!
şehrin sustuğu yerden söyleyeceğim seni
son nefesimle
yakacağım kıyıları başladığı yerden
anavasyanın

bilirsin rüyalar itirazdır kara geceye

~~*~~

Perihan BAYKAL

Onaltıkırkbeş, Sayı:19

(Bu şiirimi İsveç'teki bir yazarlar buluşmasında, değer görüp seslendiren sevgili Ayşe Kilimci'ye sonsuzca teşekkür ediyorum. Ah, İstanbul! Gam yemem artık, gamından gayrı.)

1 Aralık 2010 Çarşamba

SAGU



SAGU

1.

-bugün aşk için ne yaptın?
el cevap:
-öldüm!

görüyor musunuz akan kanı
çeperlerimden?

tarih kadar kırmızı

k a n ı y o r bir badem ağacı
k a n ı y o r yarım kalmış bir kitap
kanıyor, söylenememiş
bir. çift. söz!

çatıda bir pal güvercin
unutmuş kuğurmayı

2.

dudağında
bir gülümsemeyle ölmekti belki
mutluluk

ah, o yitirdiğimiz mavi büyü!

büyük inanmaklar, büyük kuşlar...

3.

herkes kendi anadilinde sussun şimdi
donansın nar ağaçları, lâlüebkem

~*~

Perihan BAYKAL


Biz Bu Göğü Terk Etmemiş Miydik?

  BİZ BU GÖĞÜ TERK ETMEMİŞ MİYDİK âcildim, âcizdim, yâresi yar kadar bir alageyik gözlerine bir parsın gözleri değmiş başını eğmemiş parstım...