17 Şubat 2018 Cumartesi

Seçilmiş Kelimeler Bahçesi


SEÇİLMİŞ KELİMELER BAHÇESİ

ışığın kedileri, dolaşıyor odada, tıpış bir sessizlikte
eteklerimde, dizimde, birinin patisi okuduğum kitapta
ışığın kederi diye düşündüm bir an, neydi çağıran
bir kelimeden sonra
bir ötekini

(oysa ışık sevinçtir)

seçilmiş kelimeler bahçesinde bir kuyu
çıkrığın ucunda bir ketum anahtar
seni açmaz, beni açar

keten örtüler serdim ışığın gölgesine 
burası seçilmiş kelimeler bahçesi
döküldü ak dutlar, kara dutlar

(ışığın gölgesi olmaz ki)

seçilmiş kelimeler bahçesinde ötüşür kuşlar
kuşların ağzında tanrı'nın şapkası

ışığın kaderi diye düşündüm bir an
ağır ağır söküldü harflerinden
karanlığın hırkası

Perihan BAYKAL
Akatalpa, Mart 2016

7 Şubat 2017 Salı

KABUĞUM BİR YALIYAR DENİZLİĞİNDE DURUR


KABUĞUM BİR YALIYAR
DENİZLİĞİNDE DURUR

inceydim, inciydim, hayra yordum dünyayı
bilmedim sordum
giydiğin ateşten gömlek, soyunduğun su
var sen de yan dediler

yeniklik bir uzun ülke gez göz bitmez
ne ilk seherdir bu ne de son sefer

gökte uğruydu, dağda turaç
ferman bildim, derman bildim, incilâ
koşumladım atımı

samanım sarısıcak, taylarım tayy-i zaman
gitmekti muradım, bir kalmanın hatrına düştüm
-tutamadım dilimi, eyvâhtı-

ipi kuyuma denk, taşı boynuma
herkesin bir yarası var sanırdım
üstü kabuk içi nar
herkesin dalında bir kızılgerdan

çünkü yırtılmamıştı daha teyelim
türkümün kavuştağı inanmaklı
kalbim bütün

al oldum, del’oldum, ormanım tutuştu çöl oldum
yazımı kışa çevirdi bir çatal dilli dilmaç

kabuğum bir yalıyar denizliğinde durur
o günden beri
sessiz şiirler söylüyorum açıp pencereyi
düşürdüğüm harfleri topluyor kuşlar

gecenin bir sonu var kuşların yok
gecenin bir sonu var rüya ebedî

yor beni, yar beni, bana sor
incinmenin nârınaydı iki sözüm âh ki mor
erguvan dediler


Perihan Baykal
Akatalpa, Ağustos 2016

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Bağ Evi'nde Bir Akşamüstü


BAĞ EVİ'NDE BİR AKŞAMÜSTÜ

burada her şey susuyor
küçük yanlışları seviyor kuşlar
-küçük bir yanlıştır dalında kurumuş bir dut-
göğe bakıyoruz, bir demet ışık
tevekler, şeker çiçekleri, çolpaz bir çekirge
şeker gibi eriyor ağzımızda sözcükler
onlarsız bakıyoruz göğe, iyi geliyor

patikaların ana caddeleri bilmemesi ne iyi
burada her şey duruyor
kuyunun bileziği, yaşlı ceviz, gıcırdayan kapı
saat çiçeğine saati soruyoruz
“adım!” diyor, “kulağıma kim üfledi bilmem”
toprağı dinliyorum bir müddet: pıt! pıt!
eski çinko çaydanlığın közdeki mırıltısı
ne güzel!

çardakta çay içiyoruz
gezdirerek elden ele aynı çay kaşığını
dudaklarımızda bir gülümseme, belli belirsiz
ortasındayız ılık, saydam bir suyun
toprak saksıdaki ıtır, telaşsız bir karınca, ellerimiz
hepimiz aynı suyun içindeyiz, ne tuhaf!

(batarken dönüp arkasına bakmaz mı bir de güneş!
kızarmaz mı ak güller nazarından!)

iri mercan taneleri yağıyor gökten
“yarın güzel bir gün olacak” diyor
uzun ötüşlü bir kuş
kafka’yı hiç okumamış ne arabî’yi
ne o biliyor adını, ne de biz

 *
Perihan Baykal

Yasakmeyve, Nisan 2015
Akatalpa. Ekim 2014

28 Mayıs 2016 Cumartesi

SOLİLOG


SOLİLOG

sunu: bu bir leylak kuykusuzluğudur!
                                                       
I

yürüyorum kral yolunda bir rüyanın
bir yanımda karacam
öbüründe kaplanım

sular kadar kalabalık, sular kadar yalağuz
geçtim cümlenizden, elimde bir noktalı gül

dedim aslı mıydı suret kerem mi yoksa
nerde başlıyordu nerde bitiyor
suların birbirine karışmamasındaki mit

kim çekiyor başağı kınından, bir cezir vakti
kim siliyor kılıcındaki kanı, orikula
ipeksi yapraklarına?

çalılıkta biten çiçek… sevinci kelebeğin
(bildiniz,  o büyük suç!)
bitmemişti daha cümlem… (bir, iki… hiç!)
çıt! dedi kırıldı içimdeki çit

dediler bu divit senin, bahtındır bu hokka
bu uykusuz leylak, bu susuz kuyu, bu zefir

şehrin dar geldiği her yürek bilir
altın vuruşlar gerekir hayata
tamtamlarıyla ve yamyamlarıyla
yüksek dozda afrikalar

giy siyahlarını, küpeler tak
kopar şu kırmızı elmayı, âhirin dalından

bak! içinde güneşi gizleyen kabuk
çiziyor geceyi

calliope, kızkardeşim; yak usul kandilini
-ol gözleri aynülhir!-
ben tutarım âhımı
gecenin sonuna değin

II

geceydi, siyahtı, âhtı
bir çiçeğin kıyısına eriştim, sütten ak
kuytusuna, koynuna
hû dedim gölgeye, sabahın çiyine hû!

suyun çekirdeği, -o eşsiz lotüs!-
âh, oradaydı!
hiçbir yere konmayan o kuş

sular kadar yalandı, sular kadar hakikat
‘altı ay bir güz’ koydum adını
alnımdaki kelebeğin

dediler kısrak koşumsuzsa güzeldir
elhak! aşk, koşulsuzsa
dedim tutarım sözümü
en son heceye değin

III

ol rivayettir ve ille pervane
kanadını rüzgârla bileyen her kelebek bilir
büyük ölümler vardır ölümsüzlüğe eş
sonsuza süvari

tütsün buhurdan! savulsun ağyar!
gülün de bir macerası vardır elbet
şu akan kanın bir mecrası

hay/dindi hey!
hiçbir şey(h)i olmayanlar
hakikatin kalbine!

Perihan Baykal


Adalya, Kış 2016, Sayı:1
Ekin Sanat, Mayıs 2016, Sayı: 124


9 Ocak 2016 Cumartesi

Gümüş ve Dağ


GÜMÜŞ ve DAĞ

ayazladı yürek yine,
-aşka gedâ!-
attı yalazını geceye.

takındı serin incilerini
deniz diplerinin
en derin mavisini, göğün.

hangi yıldı yüzünüzü hatırlıyorum;
bir yıldızdan mı düşmüştünüz?
belki de görmediğim bir rüyadan...

söylediydi Cemal Süreya
masallar ne zaman biter!

siz ki bilirsiniz;
hicran değil
vuslattı Kays'ı ağlatan.


Perihan BAYKAL


1 Aralık 2015 Salı

Anka'nın Kurduğu Cümle

 
Görsel: Ofra Amit

ANKA’NIN KURDUĞU CÜMLE

I

toprak geçmişin bilgisiyle ağır
                   gökyüzü geleceğin

mağara duvarlarına bizon resimleri çiziyor
çelik uçlu kalemlerle
son insan!

açsak pencereyi, bir aksak semâi
ferahlasak ferahlasak bir kuş yuvası kadar

nereden baksak
acının demir bukağısı kalıyor geriye

II

ah, jiyan!
sesler mi sağır, yoksa kulaklar mı
neredeydi “dünyanın en güzel Arabistan’ı”?

içinden su geçen şehirlerden geçtik
kurutulmuş güllerden, kuğulu göllerden
taze kan istiyordu ölüm tüccarları
ben karanlığını
         ve ışığını senin!

içimin karında bir akçabardak
açılsındı eski bir yaza doğru
çok kuark, çok çocuk, çok su
bir gemiye, - güvertesi tuz
bordası şarap rengi-

ah, jiyan!
rüya uykunun
peri soluğu

III

üç maskaron düştü Seine’in karanlığına
koparak Neuf köprüsünden
parıldıyordu yeşil ışıklar saçarak zümrüdünün üzerinde
Anka’nın kurduğu son cümle

derinliklerinde çağlayan suyu duydum
Allah’ın alnındaki ahşap kederi

birden hatırladım, -ad infinitum!-
bir geyiğin peşine düşmüştüm ben:

bütün tuzakları bilen!
bütün tuzaklara düşen!

ah, jiyan!

yoksa
ben miydim o geyik?

Perihan Baykal
Akatalpa, Mayıs 2015


Seçilmiş Kelimeler Bahçesi

SEÇİLMİŞ KELİMELER BAHÇESİ ışığın kedileri, dolaşıyor odada, tıpış bir sessizlikte eteklerimde, dizimde, birinin patisi okuduğum ...