Kayıtlar

KABUĞUM BİR YALIYAR DENİZLİĞİNDE DURUR

Resim
KABUĞUM BİR YALIYAR DENİZLİĞİNDE DURUR
inceydim, inciydim, hayra yordum dünyayı bilmedim sordum giydiğin ateşten gömlek, soyunduğun su var sen de yan dediler
yeniklik bir uzun ülke gez göz bitmez ne ilk seherdir bu ne de son sefer
gökte uğruydu, dağda turaç ferman bildim, derman bildim, incilâ koşumladım atımı
samanım sarısıcak, taylarım tayy-i zaman gitmekti muradım, bir kalmanın hatrına düştüm -tutamadım dilimi, eyvâhtı-
ipi kuyuma denk, taşı boynuma herkesin bir yarası var sanırdım üstü kabuk içi nar herkesin dalında bir kızılgerdan
çünkü yırtılmamıştı daha teyelim türkümün kavuştağı inanmaklı kalbim bütün
al oldum, del’oldum, ormanım tutuştu çöl oldum yazımı kışa çevirdi bir çatal dilli dilmaç
kabuğum bir yalıyar denizliğinde durur o günden beri sessiz şiirler söylüyorum açıp pencereyi düşürdüğüm harfleri topluyor kuşlar
gecenin bir sonu var kuşların yok gecenin bir sonu var rüya ebedî
yor beni, yar beni, bana sor incinmenin nârınaydı iki sözüm âh ki mor erguvan dediler

Perihan Baykal Akatalpa, Ağustos 2016

Bağ Evi'nde Bir Akşamüstü

Resim
BAĞ EVİ'NDE BİR AKŞAMÜSTÜ
burada her şey susuyor küçük yanlışları seviyor kuşlar -küçük bir yanlıştır dalında kurumuş bir dut- göğe bakıyoruz, bir demet ışık tevekler, şeker çiçekleri, çolpaz bir çekirge şeker gibi eriyor ağzımızda sözcükler onlarsız bakıyoruz göğe, iyi geliyor
patikaların ana caddeleri bilmemesi ne iyi burada her şey duruyor kuyunun bileziği, yaşlı ceviz, gıcırdayan kapı saat çiçeğine saati soruyoruz “adım!” diyor, “kulağıma kim üfledi bilmem” toprağı dinliyorum bir müddet: pıt! pıt! eski çinko çaydanlığın közdeki mırıltısı ne güzel!
çardakta çay içiyoruz gezdirerek elden ele aynı çay kaşığını dudaklarımızda bir gülümseme, belli belirsiz ortasındayız ılık, saydam bir suyun toprak saksıdaki ıtır, telaşsız bir karınca, ellerimiz hepimiz aynı suyun içindeyiz, ne tuhaf!
(batarken dönüp arkasına bakmaz mı bir de güneş! kızarmaz mı ak güller nazarından!)
iri mercan taneleri yağıyor gökten “yarın güzel bir gün olacak” diyor uzun ötüşlü bir kuş kafka’yı hiç okumamış ne arabî’yi ne o biliyor adını…

SOLİLOG

Resim
SOLİLOG
sunu: bu bir leylak kuykusuzluğudur! I
yürüyorum kral yolunda bir rüyanın bir yanımda karacam öbüründe kaplanım
sular kadar kalabalık, sular kadar yalağuz geçtim cümlenizden, elimde bir noktalı gül
dedim aslı mıydı suret kerem mi yoksa nerde başlıyordu nerde bitiyor suların birbirine karışmamasındaki mit
kim çekiyor başağı kınından, bir cezir vakti kim siliyor kılıcındaki kanı, orikula ipeksi yapraklarına?
çalılıkta biten çiçek… sevinci kelebeğin (bildiniz,  o büyük suç!) bitmemişti daha cümlem… (bir, iki… hiç!) çıt! dedi kırıldı içimdeki çit
dediler bu divit senin, bahtındır bu hokka bu uykusuz leylak, bu susuz kuyu, bu zefir
şehrin dar geldiği her yürek bilir altın vuruşlar gerekir hayata tamtamlarıyla ve yamyamlarıyla yüksek dozda afrikalar
giy siyahlarını, küpeler tak kopar şu kırmızı elmayı, âhirin dalından
bak! içinde güneşi gizleyen kabuk çiziyor geceyi
calliope, kızkardeşim; yak usul kandilini -ol gözleri aynülhir!- ben tutarım âhımı gecenin sonuna değin
II
geceydi, siyahtı, âhtı bir çiçeğin kıyısına e…

Gümüş ve Dağ

Resim
GÜMÜŞ ve DAĞ
ayazladı yürek yine, -aşka gedâ!- attı yalazını geceye.
takındı serin incilerini deniz diplerinin en derin mavisini, göğün.
hangi yıldı yüzünüzü hatırlıyorum; bir yıldızdan mı düşmüştünüz? belki de görmediğim bir rüyadan...
söylediydi Cemal Süreya masallar ne zaman biter!
siz ki bilirsiniz; hicran değil vuslattı Kays'ı ağlatan.

Perihan BAYKAL

Anka'nın Kurduğu Cümle

Resim
Görsel: Ofra Amit
ANKA’NIN KURDUĞU CÜMLE
I
toprak geçmişin bilgisiyle ağır                    gökyüzü geleceğin
mağara duvarlarına bizon resimleri çiziyor çelik uçlu kalemlerle son insan!
açsak pencereyi, bir aksak semâi ferahlasak ferahlasak bir kuş yuvası kadar
nereden baksak acının demir bukağısı kalıyor geriye
II
ah, jiyan! sesler mi sağır, yoksa kulaklar mı neredeydi “dünyanın en güzel Arabistan’ı”?
içinden su geçen şehirlerden geçtik kurutulmuş güllerden, kuğulu göllerden taze kan istiyordu ölüm tüccarları ben karanlığını          ve ışığını senin!
içimin karında bir akçabardak açılsındı eski bir yaza doğru çok kuark, çok çocuk, çok su bir gemiye, - güvertesi tuz bordası şarap rengi-
ah, jiyan! rüya uykunun peri soluğu
III
üç maskaron düştü Seine’in karanlığına koparak Neuf köprüsünden parıldıyordu yeşil ışıklar saçarak zümrüdünün üzerinde Anka’nın kurduğu son cümle
derinliklerinde çağlayan suyu duydum Allah’ın alnındaki ahşap kederi
birden hatırladım, -ad infinitum!- bir geyiğin peşine düşmüştüm ben:
bütün tuzakla…

Gece ve Musikâr Meseli

Resim
GECE ve MUSİKÂR MESELİ
I
gecedir… yıldızlar öğünür
tam bu vakitler, miktârı eser içimizdeki gölde, içimizdeki gölde bir hüzün çiçeği büyür, safran sarısı sorularını kimse bilmez... yanıtlarını da!

sular, vahşî hayvanlar ve görünmez madenler dışında

;
biz miydik rüyâ içre olan, rüyâ mı biz bir sümbül açtık, katmerlendi esîr
üzerine bir şal al dedin, bahçeye çıkalım sonsuz gülleri vardır bu bahçenin, biri al senindir o, senin ömrün kadar yaşar
çocuklar gibi... çiçekler gibi... kalbindeki nar gibi!
sonsuz dilleri vardır tabiatın: hepsi de lâl!
II
sen, ben, ouroboros durduk, zamanın ortasında bir ayna gibi, kristal!
bir geyiğin iç çekişi miydi yoksa bir çiy damlası mı düştü yere -neydi üflediğin?
söylenir gibi kendi kendine ovar gibi ahkerini kederini tarar gibi, gümüş taraklarla sakladığı bir sırrı arar gibi
bir ses, usuldan bir ses, hayret makamı bir ses ki baştan başa esrâr!